Fenomenlerin İhtişamlı Dünyası

Bir zamanlar çocuklarımız sanatçı olmak, öğretmen olmak, doktor olmak, mühendis olmak isterdi. Şimdi ise başka bir hayalin peşinden koşuyorlar: Fenomen olmak.
Çünkü sosyal medyada milyonlarca takipçiye ulaşan bazı isimlerin hayatları öylesine gösterişli sunuluyor ki, gençlerin gözünde emek, sabır ve meslek sahibi olmak ikinci plana itiliyor. Lüks otomobiller, gösterişli villalar, pahalı tatiller, markalı kıyafetler. Bir gecede kazanıldığı izlenimi verilen paralar ve bütün bunların karşılığında gençlere verilen mesaj çoğu zaman çok basit: “Ben de yapabilirim.”
Elbette sosyal medya üzerinden para kazanmak başlı başına bir suç değildir. Reklam almak, içerik üretmek, ticaret yapmak herkesin hakkıdır.
Ama burada sorulması gereken çok önemli bir soru var: Bu büyük gelirler nasıl oluşuyor, nasıl vergilendiriliyor ve gerçekten ne kadar şeffaf? 15 saniyelik bir reklam için yüz binlerce lira talep edildiği iddialarının konuşulduğu bir ortamdayız. Eğer bu rakamlar doğruysa, artık mesele yalnızca sosyal medya eğlencesi değildir. Mesele ekonomidir. Mesele vergidir. Mesele denetimdir. Mesele, çocuklara ve gençlere nasıl bir başarı modeli sunduğumuzdur.
Bugün ülkenin dört bir yanında sanatına yıllarını vermiş insanlar var. Tiyatrosuna, müziğine, resmine, edebiyatına ömrünü adamış sanatçılar. Takipçi sayıları belki birkaç bin ama arkalarında yılların emeği var. Bir enstrümanın başında geçirilen binlerce saat, sahnelerde verilen mücadele, yazılan kitaplar, yapılan tablolar, alın teri…Buna karşılık sosyal medyada birkaç milyon takipçiye ulaşan bazı isimlerin bir anda toplumun en görünür ve en yüksek kazançlı figürleri haline geldiğini görüyoruz. Burada kimsenin kazancını kıskanmak mesele değil. Mesele, emeğin ve değerin nasıl ölçüldüğünü sorgulamaktır. Bir sanatçının yıllarca emek vererek kazandığı para ile birkaç saniyelik reklamın bedeli arasında uçurum oluşuyorsa, toplum olarak bunun nedenlerini konuşmak zorundayız.

Daha da önemlisi…

Devletin denetim mekanizması burada nerede duruyor? Vergisini zamanında ödeyen küçük esnafın kapısına denetim için gidiliyor. Fiş kesmediğinde ceza uygulanıyor. Kirasını, elektriğini, çalışanının maaşını, vergisini ve Bağ-Kur'unu ödemeye çalışan küçük işletme her kuruşunun hesabını vermek zorunda kalıyor.
Peki milyonlarca liralık reklam anlaşmaları yapan sosyal medya hesaplarında aynı hassasiyet gösteriliyor mu? Gösteriliyorsa ne kadar etkin? Gösterilmiyorsa neden? Kimsenin kazancına göz dikilmesin. Ama kazancın kaynağı ve vergilendirilmesi konusunda herkes için aynı hukuk ve aynı denetim standardı uygulansın. Çünkü küçük esnafa gösterilen hassasiyet, büyük gelir elde edenlere de gösterilmek zorunda.

Bir başka mesele ise çocuklarımız.
Çocuklarımız artık başarıyı kitapta, sınıfta, atölyede veya sahnede değil; çoğu zaman telefon ekranında görüyor. “Çok çalışırsam bir gün iyi bir doktor olurum” demekten önce, “Bir gün milyon takipçim olursa bu arabaya binebilir miyim?” diye düşünmeye başlayan bir nesil yetişiyorsa, burada hepimizin durup düşünmesi gerekiyor. Çünkü sosyal medya ekranında gördüğümüz hayatların tamamı gerçek hayatın kendisi değildir. Bir kamera açısıdır. Bir kurgu olabilir. Bir reklam olabilir. Bir sponsorluk olabilir. Bir iş modeli olabilir. Ama genç bir insan bunların tamamını “kolay ve hızlı zenginlik” olarak algılayabilir. İşte tehlike tam da burada başlıyor.


Ve en önemlisi; Gösterilen servetin ekonomik karşılığı gerçekten nereden geliyor? Bunların cevabı verildiğinde zaten kimsenin söyleyecek sözü kalmaz. Ama cevaplar havada kalıyorsa, toplumun sormaya hakkı vardır. Çünkü bu ülkenin küçük esnafından sanatçısına, işçisinden memuruna kadar milyonlarca insan alın teriyle hayatını sürdürüyor. Onlar bir otomobil almak için yıllarca çalışıyor. Bir ev sahibi olabilmek için ömür boyu borçlanıyor. Çocuklarının geleceği için kuruş kuruş biriktiriyor. Sonra sosyal medyayı açıyor ve birkaç saniyelik bir içerikte milyonluk otomobiller, lüks villalar ve sınırsız tüketim görüntüleriyle karşılaşıyor. İşte tam bu noktada devletin görevi yalnızca ceza kesmek değil. Düzeni, adaleti ve şeffaflığı sağlamak. Eğer ortada usulsüzlük yoksa yapılan denetim zaten bunu ortaya çıkarır. Varsa da gereği yapılır. Ama artık bu konu görmezden gelinmemeli. Fenomenlerin hayatlarını değil, o hayatların ekonomik altyapısını araştıralım. Takipçi sayısına değil, kayıtlarına bakalım. Gösterişli otomobile değil, gelir kaynağına bakalım. Villanın büyüklüğüne değil, vergisine bakalım. Çünkü bu ülkede adalet yalnızca küçük esnafın kapısını çalan denetim memurunun elindeki tutanakla ölçülmemeli. Milyonların kazandığı yerde de hukuk, vergi ve denetim olmalı. Ve çocuklarımıza artık sadece “zengin olmayı” değil; emek vermeyi, üretmeyi, öğrenmeyi ve hak ederek başarmayı da yeniden öğretmeliyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Aktaş -


güvenlik doğrulaması tamamlanınca gönderebilirsiniz

Yorum yazarak Aydın Cesur Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aydın Cesur Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aydın Cesur Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Nazilli Şoförler Odası seçimlerinde hangi adayı destekliyorsunuz?