Türkiye, 21 Mayıs’tan bu yana Cumhuriyet Halk Partisi, mutlak butlan ve sonrasında yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyor. Elbette buna bağlı olarak birçok mecrada yüzlerce değerlendirme, fikir, kanaat havada uçuşuyor. Hepsini dikkatle okuyup takip ediyoruz.

Mahkemenin verdiği ‘mutlak butlan’ kararına sadece CHP’liler değil, Cumhur İttifakı paydaşı partiler dışındaki neredeyse bütün siyasi partiler çok sert şekilde karşı çıktı. Bunun altını çok net çizerek söylüyorum; Demokrasilerde parti kurultaylarına bu şekilde müdahale etmek ileride yine demokrasi adına önü alınamaz sonuçlara yol açabilir.

Gazeteci arkadaşım Ümit Özmen’in CHP’de yaşanan olaylarla ilgili dün yazdığı yazıyı dikkatle okudum. ‘Siyasette bağlılık kişilere mi yoksa partiye mi olmalı’ konusunu işlemiş. Bizler gazetecilik göreviyle fikirlerimizi paylaşmak, tartışmak ve yine ortaya bir fikir koyma misyonumuzu yerine getirmeliyiz. O haseple bu yazıyı kaleme almak istedim.

Örgütlü mücadelelerde, mücadelenin karargahı parti olsa da o mücadelenin yöntemi, niteliği, niceliği ve daha birçok etkeni belirleyen liderdir ve ona göre şekillenir. Lider amaçladığı hedefe yönelik yani iktidar olmak için mücadeleyi doğru yönetir, halkın sorunlarına kalıcı ve tatmin edici çözümler üreterek halka anlatır, kadrolarını doğru yönlendirirse, başarıya ulaşmak adına yol kat etmesinin olasılığı artar. Buradaki başarı kıstası halk nezdindeki ilgi ve oy oranıyla sınanarak olumlu yada olumsuz yönde tezahür eder.
Başarısız sonuçların ardından liderin değişmesini istemek ve bunun için mücadele etmek demokrasilerin gereğidir, yolu da kurultaydır. Bunu yapmak partiye bağlılığa halel getirmez. Başarıya ulaşmak için yapılan bu hamle istenilen yani partiyi daha yukarı ya da iktidara taşıyacak lider profilini bulmak adına tam aksine elzemdir. Örgütü büyüten, oy oranını gözle görülür oranda artıran, iktidar olmak adına önemli işler yapan ve bunun sonucunda haksızlığa uğradığı savunulan liderin arkasından gitmek, onunla birlikte hareket istemek parti tüzüğüne aykırı değildir. CHP’de yaşanan son süreçte ortada zaten bir parti kararı yok 'mahkeme kararı' var. Meseleye bu pencereden bakmak gerektiğini düşünüyorum.

CHP’den Özgür Özel ve parti yönetimiyle yaşadığı sorunları gerekçe göstererek ayrılan isimleri ve onlara yapılan eleştirileri son yaşanan olaylar kapsamında değerlendirmenin doğru olmayacağı kanaatindeyim. Çünkü öyle değerlendirirsek, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘mahkeme kararıyla’ Genel Başkanlık görevine dönmesinin ardından ayrılan isimlerin de partiye geri gelmesi gerekiyor. Peki bu olacak mı, elbette büyük oranda olmayacak. Partiye dönmediler diye ayrılan isimleri yine aynı kapsamda eleştiremeyiz. Orada başkaca doğru yada yanlış haklı veya haksız sebepler olduğu kamuoyunun malumu zaten. Konuyu o açıdan değerlendirmek gerekiyor.

Özgür Özel ve ekibinin hafta sonu yaşananlarla ilgili kriz yönetimi konusunda eksikleri olsa da bence bunca baskıya, operasyona ve türlü sorunlara rağmen süreci bu kadar itidalli yönetmeleri kolay iş değil. Siyasi görüşten ve tarafgirlikten azade söylüyorum, şöyle düşünün; Yıllardır iktidar hasreti çeken ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanısınız. Daha 4 ay (Kasım 2023) önce başına geçtiğiniz partinizi 47 yıl sonra 1’inci parti yapmışsınız (31 Mart 2024) ama son 1 yıldır her sabah uyanıyorsunuz, bir belediye başkanınız ve çok sayıda bürokratınız gözaltına alınıp tutuklanıyor. Siz de bunun üzerine 100’den fazla miting yapmışsınız ve bir Perşembe akşamı sizin genel başkanlığınız 'mahkeme kararıyla' iptal ediliyor. Kolay iş değil. Bu konularda yorum yaparken daha çok empati yapmak gerektiğini düşüyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu şayet seçimli olağanüstü kurultay kararı almazsa uygulanacak yöntemlere gelirsek;
* Yeter sayıda delegeden noter onaylı imzanın toplanması
* Parti Meclisi üyelerinin kurultay kararı alması

Özgür Özel ve kendisiyle birlikte hareket eden isimler, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay kararı alması için hem parti içinde yönelim oluşturmaya hem de kamuoyu baskısı yaratmaya çalışıyor. Özellikle son 4 günde yapılan hamleler bundan dolayı önemli. Çünkü kısa süre zarfı içerisinde kurultayın yapılması kararının alınması için en hızlı yöntem bu. Diğer seçenekler daha uzun ve meşakkatli. Yeter sayıda delege imzası için iptal edilen kurultayı baz alırsak, delege tam sayısının 5’te birine yani 1368 delegenin yaklaşık 273’ünün imzasına ihtiyaç var. Yani en az 273 farklı beklenti, talep ve fikir var. Parti Meclisi üyelerinin karar alması içinde aynı durumlar mevcut olabilir. Bu açıdan bakıldığında ortada yüzlerce farklı parametre var. Evet bunlar çözülebilir, gerekirse bu yöntemlere başvurulacak ve muhtemelen çözülecektir de ancak zaman alacağı aşikar. Özel ve ekibi bu zamanı kaybetmemek için yukarıda bahsettiğim yöntemlere başvurması bu açıdan normal.

Bakkaldan ekmek alırken dahi siyasetin konuşulduğu Türkiye’de siyaset yapmak zor iş. Türkiye’de siyaset, üniversitelerde okutulan ve dersi verilen siyaset bilimi kitaplarındaki gibi olmuyor. Hele ki tüzük üzerinden çıkarımlar yaparak fikir beyan etmek konunun bağlamından başka bir boyuta geçmesine hizmet etmek olur. Çünkü yukarıda söylediğim gibi Türkiye'de siyaset, kitaplara ya da mevzuatlara göre yapılmıyor, yapılamıyor. Siyasi faaliyet yürütmek için tüzük ve kitapların dışında teammüllere ve etik usüllere başvurmak gerekiyor. Yani ayrı bir mühendislik gerektiriyor, toplum mühendisliği.

Türkiye’de siyasi partiler belli bir fikir etrafında bir araya toplanmış kişilerden oluşur. Önce parti kurulmaz, fikirler ortaya çıkar ve o fikrin ışığında parti kurulur. Parti kurup ardından fikir belirlenmez. Bu itibarla kutsal olan salt partiler değil fikirlerdir. Kişiler o fikrin mücadelesini verir, partinin ismini duyurmanın mücadelesini değil. Onun için partilerde kişilerin de önemi büyüktür. Parti disiplinine aykırı hareket etmek demek parti kararına karşı çıkmak demektir. 'Mahkeme kararına' karşı mücadele etmek parti disiplinine aykırı hareket etmek anlamına gelmez.
CHP’de yaşananları bu açıdan da değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Tüm vatandaşlarımızın Kurban Bayramını kutluyorum.